Birçok kez kaleme alındı ve birçok kez daha kaleme alınacak. Futbolcularıyla, taraftarlarıyla, kendilerine özgü formalarıyla ve bünyelerinde barındırdıkları futbol dokulu sosyal yapılarıyla bu yazıda daha önce yazılan yazılarda olduğu gibi ben de birkez daha futbol tarihinin gerçek efsanelerinden birine, bir spor olayına yer vereceğim.
Freddy O'Connor tarafından 1986 senesinde kaleme alınmış, ‘Liverpool, It All Came Tumbling Down' (Brunswick Printing & Publishing Co. Ltd) adlı ilginç bir kitap vardır, İngiliz futbolunun efsane Liverpool takımının şehrinin tarihinin anlatıldığı…
Sizlere 1990ların unutulmaz yıldızı İtalya'nın gelmiş geçmiş en iyi 10 numarasının bilinmeyen yönleri ile birlikte kendi yorumumla anlatmaya calısacağım. Bahsettiğim futbolcu ; Roberto Baggio...
Bir dönem bütün cocuklar mahallede top oynarken kendilerine Roberto Baggio ismini seçmiştir. Bir çoğumuz dünya kupalarında İtalya'yı desteklemişizdir, sadece Baggio için. Mesela benim İtalyan futboluna ilgimin baslangıc noktası küçüklüğümde Baggio nun hafızama yer etmiş olmasıdır. Roberto Baggio ile ilgili özellikle internette Türkçe pek fazla bir içerik olmadığından bu görevi ben üstleniyorum.
Oyunculara astronomik paraların ödendiği günümüz futbolunda takımların sadece tribün geliriyle yaşaması mümkün değil. Naklen yayınların yanı sıra reklam ve sponsorluk gelirleri de kulüplerin olmazsa olmazları arasında. Formaların göğsüne iliştirilen bir firma adı, kapladığı alan küçük olsa da, büyük meblağlar kazandırıyor kulüplere. Formalara milli takımlar reklam almazken, kulüp düzeyinde bunun tek istinası Barcelona. Barca, 107 yıldır formasını Katalanya'nın sembolü olarak görüp reklam almıyor.
Curtis Woodhouse. 1980 doğumlu Woodhouse, geçmişte İngiltere Ümit Milli Takımına (U-21) kadar yükselebilmeyi başarmış bir orta saha oyuncusu. Aynı zamanda Sheffield United tarihinin de en genç kaptanı. Bir milyon pounda yaptığı Birmingham City transferinin ardından, kariyerinde zik-zaklar çizen Woodhouse sırasıyla Rotherham ve Peterborough maceralarına atıldıktan sonra, 2005 yılının Mayıs ayında 25 bin pound gibi komik sayılabilecek bir ücretle Hull City' e imza atarken belki de hayatında bir şeylerin ters gittiğini çoktan düşünmeye başlamıştı.
Hani hep diyoruz ya "Futbol asla sadece futbol değildir." diye. Simon Kuper amcamız ne güzel de söylemiş. Gerçekten de öyle. Futbol sadece sahaya çıkıp topunu oynamakla kalmıyor. Perde arkasında bir çok şey yaşanıyor ve bizler bunların neredeyse sadece onda birini görüyor, okuyor ve biliyoruz. Futbolcularla yapılan her röportajın son sorularından birisidir; "Futbolu bıraktıktan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz." Cevaplar hemen hemen aynıdır çoğu zaman "Futbolun içinde kalıp antrenör olmayı düşünüyorum."
Yıllardan 1990 olması lazım, yaşım 18. İç sahada dış sahada Bursaspor'un bütün maçlarına gidiyoruz. Texas isim yapmış, yaşatmak bize düşmüş. Yaşıyoruz, yaşatıyoruz. O zamanlar bir Abdül Abimiz vardı. tribünlerin görüp görebileceği en fantastik kahraman insanlarından biri. Bütün tribüne jargonuna hakim, sevilen, sayılan, tam bir lider, gel dese öl dese peşinden 1000 kişinin öleceği bir insan. Bir Texas efsanesi. Abdül Abi kardeşiyle birlikte Ankara'ya üniversiteye gitmişti. Ama tribüncülük kanına işlediği için orada da rahat durmadı, üniversitedeki çevresiyle birlikte başladı Ankaragücü maçlarına gitmeye.
“Romantik – Komedi tadında olur bizim futbol aşkımız. Nedenlerini sorgulamayı tabu saydığımız. Kimi zaman boğazımızı yırtarcasına bağırıp, kimi zaman merdivenlere çökerek ağladığımız...
Romantik – Komedi tadında olur bizim futbol aşkımız. Yenilince ‘varoluşçu' küfürler sallayıp hayata, üç puana ‘What a wonderful world' diye mırıldandığımız...
“Futbolun meyvesi tabir edilen gol, ligimizde oynanan futbola ne kadar ışık tutuyor? Averaj hesaplarının şampiyonu işaret etmesi mümkün mü? Ya da şampiyonluk mücadelesini ampirik formüllere indirgemek, abesle iştigalden ziyade bir şeyler bırakır mı avucumuza?” gibisinden sorular sormanın bizi sürükleyeceği ilk yer şüphesiz istatistik dünyasının rakamlar karmaşası...
Güneşli bir Londra gününde, bir yıldız daha kaydı sahalardan. Onu, son kez yeşil sahada görmek için Emirates stadının yolunu tutanların arasındaydım o gün. İki elim kanda olsa kaçırmazdım son gösteriyi. Benim futbol literaturümde ki en büyük ustanın son vedasını… Biraz hüzün vardı, bu mavi yaz gününde, biraz buruktu içimiz. Bize nicedir futbolun güzelliklerini yaşatan emektar 10 numaraya elvada demek için toplanmıştık. Yeni stad, gıcır gıcır tribünler, Emirates stadının açılış maçı. Tribünlerde 54,000 taraftar.
...Hemen her Dünya Kupası öncesinde lansmanı yapılarak, “mucize top” nidalarıyla kamuoyuna servis edilen resmi Dünya Kupası topları, “Fevernova” örneğinde olduğu gibi çoğu zaman Adidas firması için birer reklam olmaktan öteye gidememişti. Oysa 2006 için özel olarak dizayn edilen “Teamgeist” direkt olarak neticelere etki eden bir yapıya, şut çekmeyi teşvik eden bir aerodinamiğe sahipti.