Bir Doğumgünü Yazısı
Mart 28, 2008
GeçtiÄŸimiz günlerde, çoklarının haberi olmasa da, Türk futbolunun en köklü kulüplerinden biri sessiz sedasız 85. senesini kutladı. Bu yazı, geç kalınmış da olsa, bir doÄŸum günü tebriÄŸi, uzaklardan, güzel Ankaram’ın Al Karaları’na…
Gençlerbirliği;
Türk futbolunun futbolcu fabrikası. ’KurÅŸunlu’ Türkcell Süper Ligi’nde yer alan takımların kadrosunda mutlaka vardır bir veya daha fazla GençlerbirliÄŸi kökenli futbolcu. Takım otobüsünün arkasındaki ’Okul Taşıtı’ yazısı kulübün yapısını pek güzel anlatır. KuruluÅŸ tarihi 14 Mart 1923. Ankara Erkek Lisesi (Sultani Mektebi)’nin okul takımına giremeyen öğrencileri (Ramiz Eren, Mennan İz, Mazhar Atacanlı, Sait, Kenan, Nuri, Namık KatoÄŸlu, Namık AmbarcıoÄŸlu, Rıdvan Kırmacı, Hafi Araç, Ruhi, Sarı Ziya, Hakkı) tarafından kuruldu. Sarı Ziya’nın babası Faik Bey kulübün ilk baÅŸkanı.
Benim onlarla ilk tanışmam çok küçük yaÅŸlarda, futbola sevdalandığım, siyah beyaz zamanlarda. 60’lı yılların ortasıydı. Åžimdi sorsalar, aklımda kalan, rüzgarın oÄŸlu Zeynel, Tevfik, Burhan. Bir de çikolatacı amca. GençlerbirliÄŸi gol attığı zaman nasıl da sevinçle taraftara fırlatırdı çikolataları. Babamın elimden tutup, Ankara 19 Mayıs Stadı’nda maçlarına götürdüğü güzel insanların takımı GençlerbirliÄŸi. Sevgili babam bir baÅŸka severdi Gençler maçlarını, aslında tüm Ankara takımlarını. Åžimdi hayatta olsaydı, o da mutlaka kutlardı Cumhuriyet ile yaşıt takımının doÄŸum gününü. KeÅŸke o güzel günlere dönmek mümkün olsaydı. Çerçeveler eskisi gibi boÅŸ kalsaydı. O zamanlar Ankara futbolseveri ayrım gözetmeden takımlarına sevdalı, o eski stat her haftasonu karnaval havasında. Åžimdinin pespayeliÄŸini, bölünmüşlüğünü, rant kavgalarını, paragözlüğünü, boÅŸ tribünlerini düşününce, biraz daha artıyor geçmiÅŸe özlem, mazi biraz daha acıtıyor.
***
1969 -1970 sezonuydu. İstanbul’da Vefa’ya 3-2 maÄŸlup olarak küme düştü GençlerbirliÄŸi. O düşüş, uzun sürecek çilenin baÅŸlangıcı olmuÅŸtu. Nasıl da üzülmüştük. Ve ben, belki bu yüzden Vefa’yı hiç sevemedim. Sonraki yıllarda düşüş devam etti. 1977 senesinde, mahalli kümeye düştükleri zaman, sonlarının Ankara’nın diÄŸer köklü kulübü, sarı-siyah PTT gibi olacağını düşünmüştük. Kaderleri aynıymış diye hayıflanmıştık. Ankara futbolunda, ulu bir çınar daha devrilmiÅŸti. Türk futbolunun en köklü kulüplerinden biri daha tarihten silinmek üzereydi. Tıpkı mor-beyaz Hacetepe gibi, GüneÅŸspor gibi, PTT gibi…
Sevgili Tanıl Bora, Gençlerbirliği tarihini anlatan ’Ankara Rüzgarı’ adlı kitabında, ’bir ölünün gözünden bakma’ anı olarak anlatır o dönemleri. Paralı, ama paradan da önemlisi hırslı ve becerekli bir başkanın, İlhan Cavcav’ın kulübü nasıl ayağa kaldırdığını anlatır. Baba Tevfik’in şu cümlesi, o dönemleri pek güzel özetler:
“Paramız yoktu, sırf arkadaÅŸlıklarla GençlerbirliÄŸini iyi yerlere taşıdık…”
***
Sonra ki yıllarda, Türk futboluna damgasını vurdu Gençlerbirliği. Gün geldi, adını futbolun beşiği İngiltere’den, Portekiz’e kadar tüm Avrupa’ya duyurdu. Gün geldi, Türk futbolunun şımarık derebeylerine kafa tuttu. Bilhassa Ersun Yanal’lı dönemde yıldızı bir başka parladı. Türkiye kupasını kazandı. Daha adil bir düzende şampiyon olması işten bile değildi. Ama olmadı. Sistemin çarpıklığı, taraftarı müşteri olarak gören zihniyetin paraya tapan sarkaçında layık olduğu başarıyı yakalayamadı. Artık çok yaşlanmış, başarıyı sadece ’dolu kasa’ olarak yorumlayan, şampiyonluğa asla inanmamış, ’Padişah’ sıfatlı tacir bir başkanın dar çerçevesinde hedeften giderek uzaklaştı.
Her gelen sezon gideni arattı…
Son yıllarda, kapağı İstanbul takımlarına atmak için fırsat kollayan yıldız adaylarının ’istasyonu’ olmaktan öte geçemedi.
Avrupa standartlarında tesislere, kasasındaki trilyonlarına, köklü geçmişine rağmen, bu sezon küme düşmeme kavgasında Gençlerbirliği. Tribünleri yine boş, taraftarı yine kaygılı. En son oynadıkları Ankaraspor maçındaki yalnızlığı içimi bir kez daha acıttı. Kanımca, en büyük başarısızlık tribünlerin boş kalması, başarılı olduğunu sananlara hatırlatmadır.
Öylesine kırgın ki taraftar, geçtiğimiz günlerde Türkiye Kupası yarı finalinde, Galatasaray ile oynanacak maçta, yönetimi bu maç için uyguladıkları fahiş bilet fiyatı yüzünden protesto etti ve maça gitmedi.
Ve ben, çok isterdim bu doÄŸum günü kutlamasını, ÅŸampiyonluÄŸuna ramak kalmış GençlerbirliÄŸi adına yazmayı…
Çok isterdim, Türk futbolunun, ’taÅŸ mektebinin’ her maçını, geçmiÅŸte olduÄŸu gibi tıka basa dolu tribünler önünde oynamasını…
Çok isterdim, ’PadiÅŸah’ sıfatlı baÅŸkanların artık köşelerine çekilme zamanın geldiÄŸini anlamasını…
***
Gençlerbirliği, yalnızca bir spor kulübü değil, Türk futbolunun mihenk taşlarından biri. Yalnızca üç takıma endeksli pespaye, yitik, adaletsiz düzende, layık olduğu ilgiyi asla yakalayamamış olsa da, kolej ruhu içinde, işlerini severek yapan insanların ellerinde yükselmiş ulu bir çınar. Ne zaman Ankara’da olsam, eski bir Ankaralı olarak o ulu çınarın gölgesinde, adına futbol denilen güzelim oyunu izlemek bana keyif verir. Eski günler gelir aklıma, tıka basa dolu tribünler, takımına inanmış sevdalı taraftarlar.
85. senen kutlu olsun, iyi ki doğdun Gençlerbirliği, iyi ki varsın…





Yorumlar
Toplam Okunma: 157 | Bugunku Okunma: 3 | En Son Okunma: 06.07.2008 - 21:35