İnönü Stadında oynanan ve 0-0’lık eşitlikle sonuçlanan Beşiktaş-Bursaspor maçı, zirve yarışına önemli derecede etki etmesi yanında Beşiktaş’ın ve Türk futbolunun kimi gerçeklerini de yeniden su yüzüne çıkardı. İki temel noktada irdeleyebileceğimiz bu gerçeklerden birincisi; haftalardan bu yana kendi takımlarının şampiyonluk stresine çare bulamayan Sivasspor cephesinin çözümü, zirveyi ateşe vermekte bulması ve ilginç biçimde bundan netice alması. Önce Bülent Uygun’un durduk yerde yedek kulübesini parçalayıp, Beşiktaş-Bursaspor maçının hakemi Deniz Çoban’ın üzerine yürümesi var.
Ardından Mecnun Odyakmaz’ın “Bizi şampiyon yapmayacaklar.” cümlesiyle başlayıp “Beşiktaş-Bursaspor maçına Deniz Çoban neden verildi?” sorusuyla devam ederek Konyaspor maçı sonrası “Şike kokuları alıyoruz” şeklinde nahoşlaşan demeç bombardımanı. Eğer bir tanımı yapılacaksa “Savaşı rakip cepheye taşımak” bu olsa gerek. Şüphesiz ki, bir takımı idari ve teknik anlamda yönetenlerin o takımı koruyup kollamaları asli görevleridir.
Ancak her fırsatta “Biz de büyük takımız” diye naralar atanların unuttuğu gerçek, büyük takımların en sert açıklamaları bile naif bir ambalajla sunmak zorunda olmaları ve bunu toplumsal bir sorumluluk saymalarıdır. “Ahanda şike var!” seviyesindeki açıklamalarla bir milim öte gitmek mümkün olmadığı gibi, centilmence bir yarış çıkarmak da olası değildir. Beşiktaş – Bursaspor maçını yöneten Deniz Çoban’ın yüzündeki “Ben Beşiktaş’a kıyak yapmak için gönderilmedim” ifadesi o kadar belirgindi ki, İbrahim Toraman’ın kırmızı kartı için “Hatalıydı” demesek bile, geri kalan yönetimi için rahatlıkla “facia” kelimesini kullanabiliriz.
Cem Papila’dan bu yana Beşiktaş’ın 30 bin seyircisi önünde bu kadar ezildiğini görmemiştim, Deniz Çoban sayesinde onu da gördüm.














