Yaz Kampı

Takımlar tek tek hazırlık kampı içi yurt dışına gitmeye başlarken biz de rotamızı Altonoluk’a doğru çevirdik. 1 hafta boyunca sezonun yorgunluğunu atmaya çalışacağım. Daha çok yorulur muyum bilmem tabi ;) Orada da çalışmaya devam. Goal Dergisi hazırlanacak. Blog ile de fırsat buldukça ilgilenmeye çalışacağım, hazırlık maçı tadında.

Antalyaspor Maçlarını Nerede Oynayacak?

Eskiden maçlar gündüz oynanırdı. 1-2 civarında. Yeri gelir radyodan dinlerdik, mikrofonların uzatıldığı stadlara kulaklarımızı verir yeri gelir TRT ve Star’dan canlı izlerdik. Bülent Karpat anlatırdı hatta Star’dan maçlar yayınlanırken. Fenerbahçe-Trabzonspor maçı vardı gündüz gözüyle televizyonda. Yine Okan Buruk’un ayağının kırıldığı pozisyonu gündüz gözüyle izlemiştim televizyonda.

Futbolun içine endüstri girdikçe, futbol endüstriyel futbol halini aldıkça ve işler bir hayli değiştikçe artık ülkemizde gündüz maçları üvey evlat muamalesi görür hale geldi. Oysa ki bir başkadır gündüz maçlarının keyfi, zevki. Her neyse konumuz bu değil. Süper Lig takımlarının stadlarının ışıklandırma zorunluluğu zaten yıllardır var. Değişen UEFA kriterlerinin ardından üzerine bir de TFF kriterleriyle birlikte Antalyaspor, Bucaspor ve Karabükspor’un stad sorunları tavan yapmış durumda. Karabükspor büyük ihtimalle yetiştirir stadını ancak Antalyaspor’un bana göre Süper Lig’e yakışmayan stadı Antalya Atatürk Stadı’nın yeni sezona yetişmesi imkansız gibi.

Tam 50 tane olumsuz madde çıkarmış federasyon yetkilileri. Bu 50 olumsuz maddenin olumlu hale getirilebilmesi için 500.000 TL’den fazla paraya ihtiyaç var. Kasadaki tüm parayı Necati Ateş’i elde tutabilmek için kullanan ve yaptığı transferler için Bosman’a duacı olan Antalyaspor’un bu parayı bu sürede sağlaması zor. Borç, harç, kredi ile bu para bulunsa bile Neredeyse 40 gün kalmış olan Süper Lig maçlarına stadın yetiştirilmesi işin en zor kısmı. Bu nedenle de ortaya tek bir alternatif çıkıyor, o da Mardan Stadı.

Tokatspor – Türk Telekom (TFF 2. Lig Play Off Maçı)  @Mardan Stadı

2008 yılında Rus iş adamı Sarkhan İsmailov tarafından yapılan ve 17 Yaş Altı Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapan Mardan Stadı, Mardan Palace Oteli’nin tanıtımı için yapılmış ve şu an UEFA tarafından örnek gösterilen bir stad. Yaklaşık 10.000 kişi kapasiteli, 500 araçlık otoparka sahip, 7 soyunma odası ve 2 restaurantı olan bu stadın Antalyalılar için teşkil ettiği en büyük handikap şehir merkezine uzak olması ve yol sorunu.

Şehre olan uzaklığı ve yol sorunu nedeniyle Atatürk Olimpiyat Stadı’nın durumu ortada. İkitelli’deki çocuklara kiralasalar bari de masraflarını çıkarsalar. Çocuklar da 15′erlikten maç yaparlar işte. Fena mı? Neyse, Antalyalı taraftarlar şu anda ikiye bölünmüş durumda. Bir kısmı oturur maçları Lig TV’den izlerim diyor, hazır Süper Lig paketiyle artık tüm takımların maçları canlı yayınlanacak. Diğer kısmı ise Değil Mardan’da Mardin’de oynasa gider destekleriz takımımızı diyorlar.

Necati Ateş’i takımda tutmuş, eksik bölgelerine gerekli yerli takviyelerini yapmış ve iyice tecrübe kazanmış Antalyaspor’un maçlarını az seyirciye oynamasına gönüller el vermez. Yönetim büyük ihtimalle Mardan Stadı’nda oynayacağız maçlarımızı şeklindeki açıklamayı yakın zamanda yapacaktır. Açıklama ile birlikte yol çalışmasının da acilen yapılması gerekiyor. Şimdi o stada giderken o yollarda ne besteler çıkar.

Cumali Bişi: Bu Çocukta Bişi’ler Var

Cumali hakkındaki yazıya geçmeden önce bu yazıyı yazan Anıl Demirci’den bahsetmek istiyorum kısaca. aniltonkartal adındaki blogunu tesadüfen keşfettim ve yazıları oldukça hoşuma gitti. Hem Türk Futbolunu hem de şu an devam eden Dünya Kupası’nı çok yakından takip ediyor. Güzel analizler yazıyor. Ailton’un adından aldığı blogunda her konu hakkında yazıyor futbol üzerine. Kendisinden yakından takip ettiği genç yeteneklere yakın markaj yapmasını rica ettim. O da sağolsun beni kırmadı ve hızlı bir şekilde başlangıcı da yaptı. Devamı da gelecek. Kısa demiştim galiba, uzattık sanki biraz. Buyrun o zaman, huzurularınızda Anıl Demirci’nin kaleminden Cumali Bişi…

Cumali Bişi; Bernd Schuster’in Avusturya kampına götürdüğü genç yeteneklerden birisi. Beşiktaş ve Türk futbol camiasında en çok merak edilen gençlerin başında geliyor.1993 doğumlu Cumali futbola Darıca’da başladı. Riva’da milli takım karması için bulunduğu sırada Vural Yılmaz Hoca’nın önerisiyle Beşiktaş’a imza attı. Cumali bu imzayı atarken aynı zamanda 14 yaşında profesyonel sözleşmeye sahip oluyordu. Yıldız ve B-Genç takımda geçirdiği başarılı sezonlardan sonra 2008 sezonunun son maçlarında PAF takımda kendisine yer buldu.

Geride bıraktığımız sezon Beşiktaş A2 takımının başarısında büyük rol oynadı.Takımın en istikrarlı oyuncularından birisiydi. Bu süreçte gençlere sıcak bakmadığı! düşünülen Mustafa Denizli tarafından zaman zaman A takımda da kendisine yer buldu. İlk olarak Ziraat Türkiye Kupası’nda İnönü’de oynanan Konya Şeker maçında A takım forması giydi. Daha sonra ligin son maçında Bursaspor karşısında şans buldu. Henüz genç milli takımlarda forma giyememiş olması onu görmeyenlerin, görmemek için gözlerini kapayanların ayıbı. Bu konuya bir parantez açalım;milli takım antrenörleri Cumali’nin dış görünüşü dolayısıyla yaşının küçültüldüğünü düşünüyormuş,o yüzden milli takıma almıyormuş.P es doğrusu,söyleyecek birşey bulamıyorum…

Gelelim Cumali’nin vasıflarına; evvela olağanüstü bir ciğeri, dayanıklılığı ve top kapma becerisi var. Zayıf görüntüsünün aksine bıçak gibi bir fiziğe sahip. Çok çevik, patlayıcı gücü mevcut. Son düdüğe kadar maçtan kopmuyor, full konsantre. En önemlisi taraftarın seveceği derecede sert bir oyun oynuyor. Teknik anlamda bazı zaafları mevcut.

Topla arasının çok iyi olduğunu söylemek zor. Bu konudaki eksikliğini kendiside biliyor ve sürekli çalışıyor. Çalışarak bu konudaki eksikliğini gidereceğine inanıyorum.Quaresma’ya idmanda sert girip sakatladığı konusunu sorduğumda; “babamı bile tanımam” diyecek kadarda cesur. Bu yönü Adanalı olmasından kaynaklanıyor olsa gerek. Beşiktaş’a ve Türk futboluna iyi bir önlibero geliyor. Ayrıca görev verildiği taktirde sağ bek mevkiinde de oynayabiliyor.

Cumali’nin en çok dikkat çeken yönlerinden biride dış görünüşü. İlhan Cavcav’a her türlü Afrikalı önlibero diye pazarlarsınız. Surat itibariylede ciddi anlamda Di Maria’ya benzetiliyor takım arkadaşları tarafından…

Ismael Sosa Gaziantepspor’da

Duyanlar duymayanlara aktarsın. Arjantinli güzel golcü.
5 yıllık sözleşme imzalamış bir de Gaziantepspor. Tarihlerinin en akıllıca hamlesi olabilir.

Super-Vuvu

Bir Zamanlar Serhat Akın Vardı

Diyarbakırspor’un Suat Kaya‘yı takımın başına getirdiği, bonservisi elinde olan Erhan Küçük ile de anlaşmak üzere olduğu haberlerini okuyunca Diyarbakırspor’un taraftar sitelerine göz atayım bir dedim. Neymar’ı Diyarbakır’a getirmişler. Hani şu Santos’ta top koşturan, Dunga’nın Afrika’ya götürmediği, 17 yaşında iken Paulista’nın en iyi genç oyuncusu, 18  yaşındayken de Paulista’nın en iyi oyuncusu seçilen Neymar. 3 büyükler Forlan’ı, Huntelaar’ı, Hazaard’ı getirirken Diyarbakır Neymar’ı getirmiş çok mu?

3 büyüklerin getiremedikleri bir kenara onlardan gidenleri düşünürken birden aklıma Serhat Akın geldi. Tam twitter’a “Sahi, bir Serhat Akın vardı bir zamanlar, ne oldu ona?” twitini yollayacakken önce wikipedia ardından da google girdi devreye haliyle. Ve Serhat Akın, futbola başladığı takım olan Karlsruher’nin Almanya’nın amatör kulüplerinden Viktoria Enzberg’i 19-1 mağlup ettiği hazırlık maçının haberinin fotoğrafında çıktı karşıma. Takımının attığı 19 golün 4′üne imza atmış bir dönemin Kadıköy’ün Boğası

Fenerbahçe’nin ezeli rakipleri Galatasaray ve Beşiktaş maçlarında attığı gollerden sonra yaptığı gol sevinciyle konmuştu bu lakap ona, ya da önce lakap kondu sonra gol sevinci geldi. Çok da önemli değil aslında bu saatten sonra. Fenerbahçe’de 5 senede  3 şampiyonluk sevinci yaşadıktan sonra bir de Avrupa’nın havasını soluyayım diyerek gittiği Anderlecht‘de de ayağıı uğurlu gelmiş ve morlu takımında da şampiyonluk kupası kaldırmıştı. Daha sonra hocasıyla yaşadığı sorun nedeniyle Köln’e kiralanmış döndüğünde de çok talihsiz bir sakatlık geçirmişti.

Şanssızlıkların formasındaki yakayı bırakmadığı Serhat, Kocaelispor ile ülkemiz sınırlarına bir kez daha giriş yapmış parasını alamadığı için devre arasında Konya dolaylarına doğru yol almıştı. Bu defa düz tabanlığı tutmuş olsa gerek Konyaspor küme düşmekten kurtulamamıştı. Keza Kocaelispor da düşenlerdendi. Hal böyle olunca hiçbir takım ilgilenmedi Serhat ile yeni sezon için. Boşta kaldı. LA Galaxy istiyordu beni diyordu Beckham ile birlikte oynamanın hayallerini kuruyordu, olmadı. Doğduğu şehrin takımı, futbola başladığı takım olan Karlsruher açmış ona kapılarını. Kasım gibi gittiği için ancak Karlsruher 2′de şans bulmuş geçen sezon. Şimdi A Takım ile idmanlara çıkıyor, hazırlık maçlarında boy gösteriyor.

Büyük ihtimalle önümüzdeki sezon takımının Bundesliga‘ya yükselmesi için elinden geleni yapacaktır. 29 yaşında daha Serhat. Neden geri dönüşü muhteşem, hadi gerçekçi olayım, muhteşem olmasa bile suskunluğunu bozsun yeter.

Kelimeler Kifayetsiz Kalır Goller Herşeyi Anlatır

Çok sevdiğim bir arkadaşımın düğünü nedeniyle ilk yarısını izleyemediğim maçın bu devresinde gelen 2 nefis gol aslında yetiyor maçı özetlemeye. Futbol yaşantısının sonuna gelmiş olan ve onu her zaman Barca’nın Gio’su olarak hatırlayacağım esmer çocuğun golü, diğer tarafta da güneş Uruguay dolaylarından doğar ya, Dünya Kupası’nın güneşi Forlan’ın golü.

Maçın zaten uzatma anlarında bu maç sabaha kadar oynansın biz izleriz modundaydı herkes, hakem de dahil. Bitirmeye niyeti yoktu fazla. Uruguay atana kadar oynatabilirdi. Ancak o da dayanamadı ve zili çaldı. İlk golü yiyip yelekleri giymek zorunda kalan Uruguaylılar başlar önde, kramponları daha sert vurarak, kapıları çarparak girdiler soyunma odasına. Turuncu renkliler, Portakallar ise sevinç nağralarıyla.

Gruplardaki ilk maçları atın turnuvadan geri kalanını Hababam Sınıfı vari döndüre döndüre yayınlayın her hafta TRT’de…



Yedikleri İçtikleri Ayrı Gitmeyenler: Landon Donovan – Edson Buddle

2007 yılında Edson Buddle’ın Toronto’dan transfer edilmesiyle birlikte oynamaya başlayan bu iki Amerikalı son dönemlerde Donovan’ın Avrupa turnelerine çıkmasından dolayı ayrı kalsa da önce Güney Afrika’da şimdi yine LA Galaxy’de buluştular. Güney Afrika’daki buluşmalarında Donovan beklenildiği gibi ABD’nin göze en çok batan oyuncusu olmuş, attığı gollerle takımının 2. tura yükselmesini sağlamıştı. Slovakya maçındaki golünde o şutu halı sahada çekseniz küfürün babasını yerdiniz ama o affetmemişti 2. tur uğruna. 2-0 geride olan ABD maçı kaybetse tur vizesi için başvuru yapamayacaktı bile. Ardından da 90+1′de Cezayir’e attığı gol. Diğer stadda sevinen Slovaklar’ı üzen yine aynı isim, Donovan’dı.

Futbola Amerika’da başlayan daha sonra Leverkusen’e transfer olan Donovan burada beklediği ilgiyi göremeyince yeniden ülkesinin yolunu tutmuştu. San Jose Earthquakes formasıyla parıl parlayınca LA Galaxy bastırıp parayı almıştı bonservisini. Orada futbolculuktan çok aktörlüğe soyunan David Beckham ile de yan yana oynamışlığı vardı. Hayal kırıklıkları ile ayrıldığı Almanya’ya B. Münih’in kiralama davetiyle geri dönen Landon’a oraların havası yine yaramadı. Sadece 6 maç oynayabilmiş, B. Münih kiralama süresini uzatmak istememişti. LA Galaxy’e yeniden geri dönen Donovan  MLS’de 2009 sezonun sona ermesiyle bu defa Avrupa turnesinde İngiltere’nin yolunu tuttu. Everton tercihi çok yerindeydi. Ocak ayında gittiği takımda, ayın elemanı, gerçek tabiriyle Ayın Futbolcusu olmuştu. Donovan’ın da gelişiyle çok farklı bir futbol ortaya koyan Everton maç kaybetmenin nasıl bir şey olduğunu unutur hale gelmişti.

Gelelim Siyah İnci Edson Buddle’a… 21′lik Jozy Altidore’un olduğu ABD Milli Takımı’nda Dünya Kupası maçlarında yedek soyunan ve sadece 2 maçta oyuna sonradan dahil olan Edson Buddle, taraftarlarca çok sevilen bir oyuncu. Hatta NTV Spor’da Emek Ege, İngiltere maçı sonrasında Amerikalı taraftarlarla röportaj yaparken onların ağzından tek bir isim çıkıyordu ancak belki gürültüden belki de daha önceden hiç duymamaşlığından dolayı Emek Ege o bölümün çevirisini yapamamıyordu. Bense TV başında heycanlanıyordum onun ismini duyunca.

Misli.Com’da MLS’yi yorumlamaya başladığımdan beri bu ikiliye ilgim daha çok arttı. Donovan’a zaten ABD Milli Takımı’nın lokomotifi olduğundan sempatim bir hayli fazlaydı. Everton’ın Hull City’yi 5-1 yendiği ve oyuna girdikten 12 dakika sonra attığı golle şapka çıkarttığım maçta bağırmışlığım bile vardı ofiste; “Landon Donovaaaaaaaaan”…

Radyo Spor’daki İddaa programımızın pazar günkü bölümünde LA Galaxy’nin maçını yorumlarken bu ikilinin geri döneceğine dikkat çekmiş ve Galaxy’nin maçı farklı kazanacağını dile getirmiştim. Öyle de oldu.. Donovan’ın kestiği köşe vuruşunda Buddle kafayı çakarak gol perdesini açmıştı. Sonuç ise 3-1…

Yedikleri içtikleri ayrı  gitmeyen bu ikili sosyal alemde de birbirlerine jest yapmadan duramıyor. O onun asistini övüyor, diğeri öbürkünün kafasını konuşuyor. Ayrı bir renk katıyorlar…

Donovan yine bir Avrupa turnesine çıkabilir. Bakalım bu defa istikamet neresi olacak…

Demek ki Nasıl Başlarsan Öyle Gitmezmiş – Goal Dergisi

Goal Dergisi’nin Haziran sayısı için yazdığım 2009-2010 sezonu Galatasaray Değerlendirmesi yazısı… Bu yazıyla Goal Dergisi’ne de başlamış olmuştum.

Bir önceki sezonu 5. sırada tamamlayan Galatasaray’da en çok tartışılan konu teknik direktör sorunları olmuş Adnan Polat ve yönetim yeni sezonda ilk önce neşter darbelerine buradan başlamıştı. Futbolculuk kariyerinde kıvır kıvır saçları ile sempati duyduğumuz Hollandalı, Barcelona döneminin ardından bir yıl dinlenip soluğu Atatürk Havalimanı’nda almış oradan da Florya Metin Oktay Tesisleri’nin yolunu tutmuştu. Frank Rijkaard, Katalan kulübünde birlikte çalıştığı Johan Neeskens’i de yanında getirmişti. Bu iki Hollandalının gelmesi ile birlikte ‘Total Futbol’ kavramı ülkemizde dillere pelesenk olmaya başlamış taktik tablolarındaki değişimin sinyalleri verilmişti.

66 numaradan 10 numaraya

Mevcut kadroda Rijkaard’ın sistemine uygun iki önemli isim mevcuttu zaten. Baros ve Kewell. 66 numaradan 10 numaraya terfi ettirilen ve üstüne bir de kaptanlık pazubandı koluna takılan Arda Turan da sisteme ayak uydurabileceklerdendi. Taraftarların kız istemeye beraber gitsek Adriana Lima’yı bile alırız dedikleri iş bitirici yönetici Haldun Üstünel yine iş üstündeydi. Arka arkaya yapılan Keita ve Elano transferleriyle birlikte sistem yavaş şekillenmeye başlamıştı artık. Bülent Korkmaz’ın Erciyesspor’dan talebesi olan Mustafa Sarp da kadroya yapılan ilk takviyeydi. Beşiktaş ile sözleşmesi biten Gökhan Zan, A. Madrid’in yedek kalecisi Leo Franco ve Manisa’da parladıktan sonra Rusya’nın yolunu tutan Caner Erkin de imzayı atanlardandı.

Geçtiğimiz sezonun 5. sırada bitirilmesi tatil planlarının kısa tutulmasına neden olmuş takım 16 Temmuz’da ilk resmi maçına çıkmak zorunda kalmıştı. Daha tam olarak bronzlaşamayan futbolcular Kazakistan’dan 1-1’lik beraberlikle dönüyor rövanşta Ali Sami Yen’de Tobol’u gizli golcüleri Mustafa Sarp ve Servet’in golleriyle mağlup ederek yoluna devam ediyordu. İsrail temsilcisi Maccabi Netanya çok rahat bir şekilde saf dışı bırakılıyor Levadia Tallinn’in işi daha ilk maçtan bitiriliyor ve Galatasaray Avrupa Ligi’nde gruplara kalmaya hak kazanıyordu. Diğer yandan da Nonda ‘Ben de buradayım’ mesajı gönderiyordu.

Seri Sonu

Rijkaard’ın en uçta Baros, arkasında Elano ve kanatlarda Arda Turan-Keita’lı sistemi kadrolarını henüz oturtamamış, savunma kurgularını net olarak belirleyememiş Anadolu takımları karşısında takır takır işlemeye başlamıştı. 5. Haftada Ali Sami Yen’de oynanacak Beşiktaş maçına kadar 4 maçta 11 gol atan Galatasaray rakibinin gözünü korkutmuştu. Beşiktaş engeli de önce yine gizli golcü, arka direk koşucusu Mustafa Sarp’ın golüyle ardından da Baros’un iş bitiricilikleriyle aşılıyordu. Bu farklı galibiyetlerden sonra bu galibiyet serisi 10. haftadaki Fenerbahçe maçına kadar devam edecek mi derken Mehmet Yılmaz’ın golü hevesleri kursaklarda bırakıyor Hikmet Karaman’ın Ankaragücü’sü Rijkaard’ın Türkiye’deki ilk yenilgisini tatmasına sebep oluyordu. Yediğinden her zaman fazlasını atabilen bir takım hüviyetine bürünen Galatasaray, Trabzonspor’u 4-3 yenerek Kadıköy’deki hegemonyaya son vermenin sinyallerini çakıyordu. Artık böyle bir kadro ile ezeli rakip Fenerbahçe’nin mağlup edileceğini düşünenler yine hayal kırıklığına uğruyordu. Hem maçı hem de Baros’u kaybeden Galatasaray’ın bu sezonki kaderi belki de karşılaşmanın 5. dakikasında yeniden yazılıyordu.

4-5-6 Hakem olsun… Olsun da..

Baros’un yokluğu Sivas ve Diyarbakır maçında yamalarla kapatılmaya çalışılsa da Manisaspor, Bursaspor ve İstanbul Belediye maçlarında sezonun ilerleyen haftalarının neler getireceği daha doğrusu Galatasaray’dan neler götüreceğinin bir göstergesiydi. Neyse ki ilk yarının son maçlarında ite kaka da olsa alınan galibiyetlerle devre arasına kampına neşeli bir şekilde gidiliyordu. Avrupa Ligi’nde grup maçlarında sergilenen performans ise 2000 yılında gerçekleştirilen başarının bu sene de ‘Neden olmasın?’ sorusunun defalarca sorulmasını sağlıyordu. Bir tek Strum Graz’ı mağlup edemeyen Galatasaray Panathinaikos ve Dinamo Bükreş’ü iki maçta da mağlup ederek İspanyolların A. Madrid’i ile eşleşiyordu. Ve kim diyebilirdi ki Platini’nin 1-2-3 yetmez 4-5-6 hakem olsun nidaları sonucunda gerçekleştirilen 6 hakemli Avrupa Ligi maçlarında Galatasaray’ın aleyhine bariz bir hata yapılacağını ve hatanın lehine işleyen tarafın yani A. Madrid’in Sami Yen’den çıkarak Hamburg’da kupa kaldıracağını…

Baros ve Kewell’ın sakatlıkları Haldun Üstünel’in yine uçak seferleri yapmasına neden olmuş Rijkaard’ın Barca alt yapısından çıkartarak şans tanıdığı Dos Santos ile birlikte golcü sorununu gidermesi için alınan ancak sorun üzerine sorun katan golcü Jo da opsiyonel transferlerdi. Sezon başında ikna edilemeyen devre arasında soluğu ne olduğunu anlayamadan Türkiye’de alan Lucas Neill ise Galatasaray’ın bu sezon yaptığı en doğru transfer hamlesi olarak hafızalarda yer ediniyordu.

Çok karışık işler bunlar…

İkinci yarıya da galibiyetlerle başlayan Galatasaray’da Eskişehirspor maçıyla başlayan duraklama dönemi Trabzonspor mağlubiyetiyle gerileme dönemine geçmişti. Lenslerini evde unutan ve zaten sezon başından beri çok tartışılan Leo Franco’nun hatasıyla ‘büyü’ yine bozulmuyordu. Şampiyonluk yarışından yavaş yavaş uzaklaşan takımda çatlak sesler yükseliyor, Rijkaard’ın hocalığı tartışılıyor, Arda Turan’ın özel hayatı futbolunun önüne çıkıyor ve hatta onun bir futbolcu olduğu unutuluyordu adeta. Üstüne bir de Jo’nun ‘çok alemsin be oğlum’ dedirten hareketleriyle bu kadar yatırımın ve heyecanın heba edilmesi tavan yapıyordu. Şampiyonluk hedefiyle giriş yapılan yeni sezon eski sezonu çok da fazla aratmıyor ancak tohumları atılan Total Futbol’un heyecanı bir şekilde yaz sonrasına bırakılıyordu.

Unutulmaması gereken bir nokta var ki Rijkaard’ın Barcelona’nın başında ilk senesinde alışıktı bu tip yorumlara… Kovulma noktasına kadar geldiği Katalan ekibinde başlattığı akımın meyveleri bolca toplandı, toplanıyor da… Sabır konusunda ellerine su döktürmeyen Galatasaray taraftarı da en güzel meyveleri hem de en ham halinden sepetlerinde görecekler… Tabi 66’nın 10’dan daha büyük olduğu, daha yararlı olduğu unutulmamalı, bazı taşlara dokunulmamalı…

Fernando Varela – Kasımpaşa

Kasımpaşa’nın taraftar sitesi KSK1921′nin haberine göre Fernando Varela, Kasımpaşa ile büyük ölçüde anlamış ve yarın, öbür gün gelip sağlık kontrollerinden geçtikten sonra imzayı atacakmış.  KSK 1921 sitesi kulübe çok yakın bir taraftar sitesidir ve dumandan etkilenip haber yapan değil ateşi bizzat yerinde görererek haber yapan bir sitedir.

Fernando Varela… Onu yıllarca Betis forması ile izledik. Alt yapısında yetişiği takımda yaklaşık 10-11 sene kaldı ve istikrarlı bir şekilde A takımda futbol oynadı. 2006 sezonunda Mallorca’ya transfer olduktan sonra burada da aynı istikrarı göstermişti. Bu sezon ise ilk 11′e girmekte çoğu zaman zorlandı. İlk 4 mücadelesi veren bir takımda 14 maçta forma giydi bu sezon. Genellikle sağ kanat ve sağ iç bölgelerinde oynayan Varela ihtiyaç duyulduğunda sağ bek de oynayabiliyor. Kasımpaşa’ya geldiği takdirde takımın liderliğini üstlenecek bir isim. Bu kadar istikrarlı olmasına rağmen milli takım düzeyinde A Takım formasını giyememiş ancak İspanya U20 takımı ile 1999′da dünya şampiyonluğunu yaşamış.

2007-2008 sezonunda Real Madrid ile Bernabeu’de oynanan ve Mallorca’nın 4-3 kaybettiği maçta 2 gol atmıştı. Diğer gol ise Güiza‘dan gelmişti. Türkiye’de yine buluşabilirler hazır Schuster de buralardayken görebiliriz onları aynı masada. İstinye Park’takinde değil ama. Gelirse 7 numaralı formayı bırakmaz kimselere.

Powered by WordPress | BestInCellPhones.com Offers BlackBerry Phones for Sale. | Thanks to Wordpress Themes, MMORPGs and Conveyancing