
Goal Dergisi’nin Haziran sayısı için yazdığım 2009-2010 sezonu Galatasaray Değerlendirmesi yazısı… Bu yazıyla Goal Dergisi’ne de başlamış olmuştum.
Bir önceki sezonu 5. sırada tamamlayan Galatasaray’da en çok tartışılan konu teknik direktör sorunları olmuş Adnan Polat ve yönetim yeni sezonda ilk önce neşter darbelerine buradan başlamıştı. Futbolculuk kariyerinde kıvır kıvır saçları ile sempati duyduğumuz Hollandalı, Barcelona döneminin ardından bir yıl dinlenip soluğu Atatürk Havalimanı’nda almış oradan da Florya Metin Oktay Tesisleri’nin yolunu tutmuştu. Frank Rijkaard, Katalan kulübünde birlikte çalıştığı Johan Neeskens’i de yanında getirmişti. Bu iki Hollandalının gelmesi ile birlikte ‘Total Futbol’ kavramı ülkemizde dillere pelesenk olmaya başlamış taktik tablolarındaki değişimin sinyalleri verilmişti.
66 numaradan 10 numaraya
Mevcut kadroda Rijkaard’ın sistemine uygun iki önemli isim mevcuttu zaten. Baros ve Kewell. 66 numaradan 10 numaraya terfi ettirilen ve üstüne bir de kaptanlık pazubandı koluna takılan Arda Turan da sisteme ayak uydurabileceklerdendi. Taraftarların kız istemeye beraber gitsek Adriana Lima’yı bile alırız dedikleri iş bitirici yönetici Haldun Üstünel yine iş üstündeydi. Arka arkaya yapılan Keita ve Elano transferleriyle birlikte sistem yavaş şekillenmeye başlamıştı artık. Bülent Korkmaz’ın Erciyesspor’dan talebesi olan Mustafa Sarp da kadroya yapılan ilk takviyeydi. Beşiktaş ile sözleşmesi biten Gökhan Zan, A. Madrid’in yedek kalecisi Leo Franco ve Manisa’da parladıktan sonra Rusya’nın yolunu tutan Caner Erkin de imzayı atanlardandı.
Geçtiğimiz sezonun 5. sırada bitirilmesi tatil planlarının kısa tutulmasına neden olmuş takım 16 Temmuz’da ilk resmi maçına çıkmak zorunda kalmıştı. Daha tam olarak bronzlaşamayan futbolcular Kazakistan’dan 1-1’lik beraberlikle dönüyor rövanşta Ali Sami Yen’de Tobol’u gizli golcüleri Mustafa Sarp ve Servet’in golleriyle mağlup ederek yoluna devam ediyordu. İsrail temsilcisi Maccabi Netanya çok rahat bir şekilde saf dışı bırakılıyor Levadia Tallinn’in işi daha ilk maçtan bitiriliyor ve Galatasaray Avrupa Ligi’nde gruplara kalmaya hak kazanıyordu. Diğer yandan da Nonda ‘Ben de buradayım’ mesajı gönderiyordu.
Seri Sonu
Rijkaard’ın en uçta Baros, arkasında Elano ve kanatlarda Arda Turan-Keita’lı sistemi kadrolarını henüz oturtamamış, savunma kurgularını net olarak belirleyememiş Anadolu takımları karşısında takır takır işlemeye başlamıştı. 5. Haftada Ali Sami Yen’de oynanacak Beşiktaş maçına kadar 4 maçta 11 gol atan Galatasaray rakibinin gözünü korkutmuştu. Beşiktaş engeli de önce yine gizli golcü, arka direk koşucusu Mustafa Sarp’ın golüyle ardından da Baros’un iş bitiricilikleriyle aşılıyordu. Bu farklı galibiyetlerden sonra bu galibiyet serisi 10. haftadaki Fenerbahçe maçına kadar devam edecek mi derken Mehmet Yılmaz’ın golü hevesleri kursaklarda bırakıyor Hikmet Karaman’ın Ankaragücü’sü Rijkaard’ın Türkiye’deki ilk yenilgisini tatmasına sebep oluyordu. Yediğinden her zaman fazlasını atabilen bir takım hüviyetine bürünen Galatasaray, Trabzonspor’u 4-3 yenerek Kadıköy’deki hegemonyaya son vermenin sinyallerini çakıyordu. Artık böyle bir kadro ile ezeli rakip Fenerbahçe’nin mağlup edileceğini düşünenler yine hayal kırıklığına uğruyordu. Hem maçı hem de Baros’u kaybeden Galatasaray’ın bu sezonki kaderi belki de karşılaşmanın 5. dakikasında yeniden yazılıyordu.

4-5-6 Hakem olsun… Olsun da..
Baros’un yokluğu Sivas ve Diyarbakır maçında yamalarla kapatılmaya çalışılsa da Manisaspor, Bursaspor ve İstanbul Belediye maçlarında sezonun ilerleyen haftalarının neler getireceği daha doğrusu Galatasaray’dan neler götüreceğinin bir göstergesiydi. Neyse ki ilk yarının son maçlarında ite kaka da olsa alınan galibiyetlerle devre arasına kampına neşeli bir şekilde gidiliyordu. Avrupa Ligi’nde grup maçlarında sergilenen performans ise 2000 yılında gerçekleştirilen başarının bu sene de ‘Neden olmasın?’ sorusunun defalarca sorulmasını sağlıyordu. Bir tek Strum Graz’ı mağlup edemeyen Galatasaray Panathinaikos ve Dinamo Bükreş’ü iki maçta da mağlup ederek İspanyolların A. Madrid’i ile eşleşiyordu. Ve kim diyebilirdi ki Platini’nin 1-2-3 yetmez 4-5-6 hakem olsun nidaları sonucunda gerçekleştirilen 6 hakemli Avrupa Ligi maçlarında Galatasaray’ın aleyhine bariz bir hata yapılacağını ve hatanın lehine işleyen tarafın yani A. Madrid’in Sami Yen’den çıkarak Hamburg’da kupa kaldıracağını…
Baros ve Kewell’ın sakatlıkları Haldun Üstünel’in yine uçak seferleri yapmasına neden olmuş Rijkaard’ın Barca alt yapısından çıkartarak şans tanıdığı Dos Santos ile birlikte golcü sorununu gidermesi için alınan ancak sorun üzerine sorun katan golcü Jo da opsiyonel transferlerdi. Sezon başında ikna edilemeyen devre arasında soluğu ne olduğunu anlayamadan Türkiye’de alan Lucas Neill ise Galatasaray’ın bu sezon yaptığı en doğru transfer hamlesi olarak hafızalarda yer ediniyordu.
Çok karışık işler bunlar…
İkinci yarıya da galibiyetlerle başlayan Galatasaray’da Eskişehirspor maçıyla başlayan duraklama dönemi Trabzonspor mağlubiyetiyle gerileme dönemine geçmişti. Lenslerini evde unutan ve zaten sezon başından beri çok tartışılan Leo Franco’nun hatasıyla ‘büyü’ yine bozulmuyordu. Şampiyonluk yarışından yavaş yavaş uzaklaşan takımda çatlak sesler yükseliyor, Rijkaard’ın hocalığı tartışılıyor, Arda Turan’ın özel hayatı futbolunun önüne çıkıyor ve hatta onun bir futbolcu olduğu unutuluyordu adeta. Üstüne bir de Jo’nun ‘çok alemsin be oğlum’ dedirten hareketleriyle bu kadar yatırımın ve heyecanın heba edilmesi tavan yapıyordu. Şampiyonluk hedefiyle giriş yapılan yeni sezon eski sezonu çok da fazla aratmıyor ancak tohumları atılan Total Futbol’un heyecanı bir şekilde yaz sonrasına bırakılıyordu.
Unutulmaması gereken bir nokta var ki Rijkaard’ın Barcelona’nın başında ilk senesinde alışıktı bu tip yorumlara… Kovulma noktasına kadar geldiği Katalan ekibinde başlattığı akımın meyveleri bolca toplandı, toplanıyor da… Sabır konusunda ellerine su döktürmeyen Galatasaray taraftarı da en güzel meyveleri hem de en ham halinden sepetlerinde görecekler… Tabi 66’nın 10’dan daha büyük olduğu, daha yararlı olduğu unutulmamalı, bazı taşlara dokunulmamalı…